CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (07 ŞUBAT 2018)  
07.02.2018
7221
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (07 ŞUBAT 2018)

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Genel Merkezde düzenlediği basın toplantısında şu değerlendirmede bulundu:


Değerli basın mensupları, hepiniz hoşgeldiniz. Yorucu bir hafta sonu geçirdik. Bugün biliyorsunuz Merkez Yönetim Kurulu toplantısı yapmadık. Çünkü kurultayımızdan sonra henüz daha yeni Merkez Yönetim Kurulumuz oluşmadı. Önümüzdeki hafta Sayın Genel Başkanımız yeni Merkez Yönetim Kurulunu oluşturduktan sonra yeni dönemin çalışma sistemiyle yine sizlerle gelecek dönem görevli olacak arkadaşlarımız her kimse onlar sizlerle buluşacaklar.

Hafta sonu güzel bir kurultay gerçekleştirdik. Aslına bakarsanız kurultaylarda demokrasi yarışının unutulduğu bir dönemde Cumhuriyet Halk Partisi tarihi misyonuna uygun olarak demokrasinin ve yarışın Türkiye’de tek temsilcisi olan parti olduğunu gösterdi. Kurultayla ilgili çok şey söylenmiş olabilir, bundan sonra da çok şey söylenecek olabilir. Bizim için en önemli nokta parti içi demokrasi ve parti içi yarışın unutulmaya yüz tuttuğu bir süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak o bayrağı taşıyor olmanın kıvancını yaşıyoruz. Saray darbeleriyle seçilmiş Başbakanların düşürüldüğü bir Türkiye dönemindeyiz. Saray darbeleriyle Genel Başkanların istifa ettirildiği ve hiç kimsenin sesini çıkarmayıp bir belde yönetiminin bile merkezden belirlendiği siyaset tarzına karşı siyasette demokrasiyi yaşatmak kararlılığında olmanın kıvancını yaşıyoruz.

Bu nedenle 36. Olağan Kurultayda en çok öne çıkarılması gereken şey demokrasinin yok edilmeye çalışıldığı bir Türkiye’de devlette tek parti devletinin, ülkede tek adam rejiminin hakim kılındığı, kılınmak istendiği bir Türkiye’de siyasette buna izin vermeyen, siyasette demokrasi ve yarışma kültürünü yaşatma kararlılığını gösteren bir parti olmamızdır ve bu kurultayın anlamı, önemi bu çerçevede bir kere daha ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, kurultayımız sonucunda yeni Parti Meclisimiz ve yeni Yüksek Disiplin Kurulumuz oluştu. Kurultayda 488 arkadaşımız Parti Meclisine aday olmak üzere müracaat etti, Parti Meclisi adayı oldu. Bunlardan 121’i kadın partili arkadaşımız, 367’si ise erkek partili arkadaşımız. Arzumuz kadın adayların daha çok olduğu kurultaylar yaşamak. Siyasette hızla o dönüşüme, bu da önemli bir sayıdır ama daha çok kadın adayında olduğu kurultayları hazırlamak hepimize düşen önemli bir görev. 30 yaş altı aday sayımız 44, yani genç aday sayısı 44. Arzumuz bunu hızla daha da artırmak, daha çok genç adayın olduğu bir yarış.

Biliyorsunuz gençlere ve kadınlara siyasette pozitif ayrımcılığı tüzüğüne yazan tek partiyiz. Bu çerçevede cinsiyet kotası ve genç kotası ile birlikte oluşan Parti Meclisinde 60 kişilik yeni Parti Meclisimiz oluşmuştur. Bunun 39’u erkek, 21’i kadın arkadaşımız Parti Meclisine seçildi. Yine genç partili 6 Parti Meclisi üyemiz genç 30 yaş altı arkadaşımız. En genç Parti Meclisi üyemiz Gamze Pamuk Ateşli 24 yaşında genç bir arkadaşımız, kadın, genç partilimiz göreve başladı, seçildi kurultayımız tarafından.

Değerli arkadaşlar, bu 60 Parti Meclisi üyesi içerisinde 26 arkadaşımız milletvekili, diğerleri milletvekili değil. 60 kişilik Parti Meclisinin 26’sı milletvekillerinden oluşuyor. Meslek dağılımı olarak şöyle kaba bir tasnif yaparsak 13’ü avukat, 11’i akademisyen, 5 arkadaşımız iş dünyasından geliyor, 4 arkadaşımız mühendis, 4 arkadaşımız doktor, 3 arkadaşımız ekonomist, 2 arkadaşımız diplomat, 18 arkadaşlarımızda diğer meslek gruplarından geliyor. Yeni Parti Meclisimizin mesleklere, yaşlara göre dağılımı, cinsiyete göre dağılımı da bu doğrultudadır.

Parti Meclisimiz yönetmelik gereği bu Cumartesi günü saat 10.00’da toplanacak. İlk toplantısını bu Cumartesi günü saat 10’da yapacak. Daha sonra Sayın Genel Başkanımız uygun gördüğü bir zaman diliminde yeni Merkez Yönetim Kurulunu belirleyecek.

Değerli arkadaşlar, Yüksek Disiplin Kurulumuzda Genel Başkanımızın çağrısıyla önümüzdeki hafta ilk toplantısını yapıp göreve başlayacak.

Kurultayımız bir başka önemli görevi yerine getirdi. İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu tutuklu, rehin, tutsak alınmış durumda. Siyasetin emrindeki yargı tarafından rehin alınmış durumda. Kurultayımıza mesajını göndermişti, onu paylaştık. Kurultayımız oybirliğiyle İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nu Parti Meclisinin Onur Üyesi seçti ve bunu da ilan etti. Sayın Berberoğlu cezaevinden gönderdiği mesajla teşekkürlerini bizlere bildirdi onu sizlerle paylaşacağım. “Kurultayımızın bana bahşettiği onuru derin bir gurur ve sorumluluk bilinciyle kabul ediyorum. Bu şerefli görevi eşine ender rastlanan bir dayanışma örneği sayıyor, partime ve kurultay delegelerine teşekkürü borç biliyorum. Teşekkürler, sevgiler, saygılar. Enis Berberoğlu, Maltepe Cezaevi”.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de başta da söyledim, kendi içinde de demokrasiyi yaşatan bir partiyiz. Bundan sonrada kararlılıkla hem parti içi demokrasiyi ayakta tutacağız, hem de ülkede demokrasiyi getirme kararlılığıyla mücadele edeceğiz. Demokrasinin en önemli koşullarından birisi basın özgürlüğüdür, demokrasinin olmazsa olmazlarından birisi basın özgürlüğüdür, Türkiye’de olmayan şeylerden birisi de basın özgürlüğüdür. Gazetecilerin yargılandığı, tutuklandığı, hapse atıldığı, Sözcü Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesine dönük takibatların devam ettiği, iktidarın güdümüne girmeyen ve havuzu reddeden medyanın özgür basın olma kararlığındaki medyanın iktidar saldırılarına maruz kaldığı Türkiye’de, yani basılı ve görsel medyanın iktidar saldırısı ve şiddeti altında yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte şimdi iktidar yeni bir planla internet sansürünü de hayata geçirme peşinde. TBMM’ye getirdikleri yeni tasarıyla internet medyasını da susturmak ve internet medyasına sansür uygulama peşindeler. Basılı ve görsel medyayı kontrol altına mümkün olduğunca ağırlıklı bir biçimde aldılar havuz medyası kanalıyla şimdi sosyal medyayı da ele geçirme harekatı içerisindeler. Getirdikleri teklif budur. İnternete sansür getirme peşindeler. Çok açık iktidarın kontrol edemediği bu mecrayı kontrol etmek istiyor. İnternet yayıncılığını lisans şartına bağlamaya çalışıyorlar. Yani Radyo Televizyon Üst Kurulundan önceden izin alarak bu işi yapacaksın demek istiyorlar. Bu şu demektir, önceden izin vermeyerek önceden internete daha yayın yapılmadan sansür uygulama peşindeler. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yayın yapılmadan denetim yoktur. Hiçbir Avrupa ülkesinde yayın yapılmadan denetim yoktur. Bizde şuanda internet yayınları denetleniyor denetimsiz değil ama her demokratik ülkede ve hukuk devletinde olduğu gibi yayın yapıldıktan sonra BTK tarafından eğer bir suç unsuru varsa ya da herhangi bir şekilde kişilik haklarına saldırı varsa bu yargı kararıyla, yargının müdahalesiyle denetleniyor. Oysa getirilmek istenen sistem doğrudan idari bir kuruluş olan RTÜK kanalıyla lisansları önceden denetleyip lisans vermemek suretiyle yayıncılığı engellemek.

Dijital çağda yaşıyoruz değerli arkadaşlar, dijital çağda yaşıyoruz ve internete getirilen bu sansür dijital çağda bir dijital sansürdür. Kuzey Kore modelidir. Dünyada sadece Kuzey Kore’de uygulanan bir model getirmeye çalıştıkları model. Türkiye’yi Kuzey Kore modeline mahkum etmek isteyen bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Demokrasiyi hazmedemeyen bu anlayış şimdi dijital çağda dijital diktatörlük peşinde. Getirmeye çalıştıkları sistemin adı dijital çağda dijital diktatörlüktür. Buna karşı çıkıyoruz, karşı çıkmaya da devam edeceğiz. Türkiye’de bunu yerleştirmek isteyen anlayış Türkiye’yi dünyada Kuzey Kore’nin düzeyine, onun dahil olduğu sınıfa sokmak isteyen anlayıştır.

Değerli arkadaşlar, bir terör örgütü tartışması aldı başını gidiyor. Sayın Erdoğan Sayın Genel Başkanımıza bir soru sordu, Sayın Genel Başkanımız daha önce defalarca söylediği şeyi dün Grup Toplantısında tekrar cevabını verdi. YPG terör örgütü müdür dedi Sayın Genel Başkanımızda cevabını verdi. Başka bir şey daha söyledi, siz YPG terör örgütü lideri Salih Müslim’i önüne kırmızı halı serip ağırlarken, misafir ederken ve onunla görüşürken, onu devlet protokolüyle el üstünde tutarken Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısı Yargıtay düzeyinde PYD’ye, YPG’ye terör örgütü demişti. Yargı kararıyla PYD’nin terör örgütü olduğu tescillenmişti ve siz onu bu karara rağmen el üstünde tuttunuz, taşıdınız. Şimdi bu konuda dün neden yargının terör örgütü dediği bir örgütün liderini bu düzeyde karşıladığınızın cevabını veremediniz. Bu cevap karşısında Mahir Ünal şimdi çıkmış AK Parti Sözcüsü Sayın Genel Başkanımıza cevaben her zaman adeti veçhile yakışıksız olan o diliyle, biz o dilin seviyesine düşmeyeceğiz. Çıkmış devlet görüştü kardeşim diyor. Devlet görüştü. Biz bu devlet görüştü sözüne aşinayız ilk defa duymuyoruz. Oslo sürecinde de aynısını duyduk, Kandil – İmralı görüşmeleri arasında da aynısını duyduk. Hep devlet görüştü, devlet görüştü. Ya bu ne pişkinliktir, bu ne utanmazlıktır? Bunu anlamaya hayret ediyorum. Siz yargı kararıyla terör örgütü diye tescillenen bir örgütün liderini protokolle karşılayıp altına kırmızı halı serdiğiniz zaman siz görüşünce devlet görüştü oluyor. Ancak biz legal bir parti bizim adalet yürüyüşümüze konuk olarak geldi 500 metre yürüdü diye, legal bir parti 500 metre bizim adalet yürüyüşümüze destek için, adalet için geldi yürüdü diye kıyameti kopardınız CHP terörle işbirliği yapıyor diye. Parlamentoda grubu olan parti, parlamentodaki milletvekili gelip 500 metre yürüyen adalet yürüyüşünde. O bizimle 500 metre yürüdü konuk oldu diye biz terör örgütüyle beraber iş tutuyoruz diye utanmadan çıkıp konuşuyorsunuz, siz yargı kararıyla terör örgütü denen örgütün liderinin altına kırmızı halı seriyorsunuz sizinki devlet görüştü oluyor. Vatandaşların vicdanına bırakıyorum, bu pişkinlik karşısında, bu utanmaz tutum karşısında söz bitiyor, vicdan susuyor artık, söyleyecek bir şey bulamıyoruz.  

Şimdi biz başka bir soru soruyoruz. Dün Sayın Genel Başkanımız Erdoğan’a bir başka soru sordu AK Parti Genel Başkanına. Peki Sayın Erdoğan dedi El Nusra terör örgütü müdür? Şimdi Sayın Erdoğan bunun cevabını verecek, veremeyecek ben onu bilmiyorum ama ben devam ediyorum aynı soruyu Sayın Başbakan’a soruyorum. Sayın Binali Yıldırım, El Nusra terör örgütü müdür? Sayın İçişleri Bakanı, El Nusra terör örgütü müdür? Sarayın sözcüsüne soruyorum Sayın İbrahim Kalın, her gün çıkıp açıklama yapıyorsun, her konuda açıklama yapıyorsun paralel sözcü olarak paralel hükümet kurdunuz. El Nusra terör örgütü müdür? Bu sorunun cevabını merakla bekliyoruz çıkın söyleyin bakalım. El Nusra terör örgütü müdür?

Değerli arkadaşlar, bu iktidar terör örgütleriyle masaya oturma şampiyonu. PYD’yi söyledim, onu koyduk bir tarafa, oraları geçtik. FETÖ terör örgütüyle de aynısını yapmadılar mı? Yargıtay’a yerleştirdiler, Danıştay’a yerleştirdiler, Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna yerleştirdiler, emniyete yerleştirdiler, Silahlı Kuvvetlere yerleştirdiler, kozmik odaya soktular. FETÖ neresi varsa devletin mahremi devletin bütün mahremlerine FETÖ’yü yerleştirdiler ondan sonra kendileri FETÖ’cü olmadı ama hayatı boyunca FETÖ’yle mücadele etmiş gazetecileri FETÖ’cü diye hapse attılar. Cumhuriyet gazetesi FETÖ’cü diye yargılanıyor, Sözcü gazetesi FETÖ’cü diye yargılanıyor. Ya bu nasıl bir utanmazlıktır, nasıl bir pişkinliktir bu bunu anlamak mümkün değil. Dil tutuluyor, vicdan şaşırıyor bunların pişkinlikleri ve utanmazlıkları karşısında. Dil tutuluyor, vicdan şaşırıyor. Söyleyecek söz bulamıyoruz.

Bakın şimdi Türk ve Türkiye lafını da sanki isim babası kendileri, kendi tekellerinde onu da nasıl dağıtacaklarını tahsis etme hakkını görüyorlar kendilerinde. Türklüğü ve Türkiye adını tahsis etme yetkisi ellerindeymiş gibi sıkılmadan çıkıp Türk Tabipler Birliğinin önündeki Türk adını kaldıracağız, Türkiye Barolar Birliğinin önündeki Türkiye adını kaldıracağız. Kimsiniz siz kim? Nasıl kaldıracaksınız bu isimleri? Bu ismin babası siz misiniz? Sizin konjonktürel milliyetçiliğiniz koymadı o isimleri o odaların, birliklerin başına adını. Canınız isteyince Türkiye Cumhuriyeti tabelalarını indireceksiniz, canınız isteyince andımızı kaldıracaksınız, canınız isteyince her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alacaksınız, ondan sonra Afrin’e operasyon yaparken en sıkı milliyetçi kesileceksiniz. Yok öyle yağma? Sizin milliyetçiliğiniz konjonktürel milliyetçiliktir.

Şimdi sanki Türk adı babanızın malıymış gibi kalkacaksınız işinize gelince ayaklar altına alıp çiğneyeceksiniz, işinize gelince ağzınıza sakız yapıp çiğneyeceksiniz. Bu hakkı size vermeyeceğiz. Ne Türk Tabipler Birliğinin önündeki ad, ne Türkiye Barolar Birliğinin önündeki ad sizin ihsanınızla oraya koyulmuş adlar değildir. Aklınızı başınıza alın. Milleti böldüğünüz yetiyor zaten. Yetti de arttı bile milleti böldüğünüz yetti de arttı bile. Şimdi daha fazla toplumu bölecek tutumlardan uzaklaşın.

Son olarak değerli arkadaşlar, Sayın Erdoğan’a hala cevabını müspet veya menfi alamadığımız bir soru var, askıda duruyor, soruyu astık duruyor. Geçen sene sorduk hala o sorunun cevabını alabilmiş değiliz. Bu seneye girdik 2017’de sorduk 2018 yılı oldu Man adası belgelerinde 5 liralık Bellway limitet şirketi 150 milyon liralık bir şirket satın almış. 150 milyon lira gönderiyor.15 milyon dolar, 60 milyon lira. 15 milyon dolar Sayın Erdoğan’ın akrabalarına gönderilen para. Erdoğan çıktı dedi ki şirket sattı benim yakınlarım bu paranın karşılığı. Sattığı şirket karşılığı alınan para dedi. Şirketi satın alan Bellway’in sermayesi 5 lira. 5 milyon değil 5 lira. Ödediği 15 milyon dolar yani 60 milyon lira. Sayın Erdoğan yakınların hangi şirketi sattı? Sattığınız şirketin adını söyleyeceksiniz. Bu şirketin bilançosu nedir, ne kadar kar etmiş, ne kadar vergi ödemiş, 15 milyon dolar edecek hangi malvarlığı varmış? Bu sorudan kurtulamazsınız. Bu sorunun cevabını millete vermek zorundasınız. Üzerinden bir bilanço dönemi geçti daha sorunun cevabını vermediniz. Üzerinden bir hesap dönemi geçti daha sorunun cevabını vermediniz. Hesap dönemi geçse bile sizin hesap verme döneminiz geçmeyecek. Biz bunu unutturmayacağız, bu soruyu sormaya devam ediyoruz, cevabını da bekliyoruz.

Teşekkür ederiz arkadaşlar, sorularınız varsa alabilirim. Yalnız soru soracak arkadaşlarımız adını ve kurumunu bildirirse kayıtlara girmesi açısından memnun olurum.

Soru- Umut Yertutan FOX TV, efendim az önce İbrahim Kalın bir basın toplantısı yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi içinde PYD ve YPG’ye terör örgütü diyemeyen hala dolaylı sesler var dedi, bu iddiada bulundu. Buna cevabınız olur mu?

İkincisi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Afrin’e girilmemeli cümlesine AK Parti’den tepkiler var. Bunun için ne dersiniz?

Bülent TEZCAN- Yani paralel hükümetin sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ı merak ediyorum PYD lideri Salih Müslim’in önüne kırmızı halı serip devlet protokolüyle karşılamalarının sebebi bizim içimizdeki farklı sesler miymiş? Ondan cesaret alarak mı bu karşılamayı yapmışlar? Herhalde onun cevabını vermek durumunda.

Bir diğer mesele Sayın Genel Başkanımızın Afrin operasyonuyla ilgili tutumu çok açıktır, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki tutumu çok açıktır. Sayın Genel Başkanımız Türkiye’nin güvenliği için gidilmesi gereken yere kadar gidilmeli ama gidilmesi gereken ihtiyacın tamamlandığı, hasıl olan ihtiyacın tamamlandığı yerden sonrada orada durulması gerektiğini söylemiştir. Burada söylediği şeyde kalıcı olmak için değil, Türkiye’nin güvenliği için gittik sözüdür. Bu tutumla bu söz birbiriyle örtüşen bir sözdür. Bunun aksine orada yerleşme sevdalarına karşı dikkat çekmiştir, dikkat edin demiştir Sayın Genel Başkanımız. Bunu nereye nasıl çekmek isterler onu bilemeyiz ama hiç kimse kendi evlatlarımızın bizim olmayan topraklarda ilanihaye kalıp kanının ilanihaye akmasını istemez. Hepimiz bu harekatı Türkiye’nin güvenliği için gerekli diyoruz. Gerekli olduğu yere kadar gidilmesi gerekir. Daha ötesi macera olur. Onu söylemiştir Sayın Genel Başkanımız.

Soru- Kanal D’den Oğuz Şahin, efendim dün Sayın Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması oldu bu Afrin operasyonuyla ilgili. Gerekirse bir Bozkurt olarak bende giderim seve seve canımı veririm dedi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, ülkenin milli çıkarları gerektiği zaman herkes gereğini yapmalıdır ve yapar. Yurtsever olan, vatansever olan herkes gereğini yapmalıdır ve yapar. Ancak vatanseverliğin, yurtseverliğin ölçüsü o gereği vakarla yapmaktır. Belirli bir vakar, belirli bir ciddiyet, belirli bir sükûnet içerisinde yapmaktır. Grup toplantılarında bu meseleyi siyaset malzemesi yaparak gümbür gümbür bağırıp çağırarak ciddi devlet adamlığı olmaz. Dikkat etmek gerekir. Türkiye sıkıntılı bir bölgede sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Onun için herkesin diline dikkat etmesi lazım. Ağzını açan bizde gideriz en önde, en ön safta diyor. Yani bunlara gerek yok. İhtiyaç bu değil. Türkiye’de eğer siyasetçinin, liderinde gitmesi gerekiyorsa gidecektir, herkes gidecektir. Ama bunu bir iç siyaset malzemesi haline getirip içeriyi militarize edecek dil ve sözlerden ısrarla kaçınmak gerekir. Ciddiyet ve vakar önemlidir. Söyleyeceğim tek şey budur. Bu sözün muhatabı tek bir kişi değildir. Bu dili kim kullanıyorsa bu sözün muhatabı hepsidir.

Soru- İrfan Açar, bu hafta sonu da HDP’nin bir kongresi var. Ancak kongre öncesinde çok sayıda delege ve bileşeni örgüt soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Bu konuyla ilgili bir değerlendirmeniz olur mu?

Bülent TEZCAN- Yargısal sürecin ne olduğunu bilmiyorum ama siyasal partilerin siyaset yapma hakkını ortadan kaldırmaya yönelik adımlar uygun olmaz, demokrasi açısından sıkıntılıdır ama Türkiye’de demokrasi zaten ciddi bir sıkıntı içerisinde.

Teşekkür ederim arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ